Tarihte hiçbir zaman yaşanmamış, bir sahte soykırım masalına çıkarılacak faturayı Türklere ödetmek için sergilenen bunca şehvetli ve ihtiraslı çabaların nedeni nedir, sonucunda ne elde edilecektir? Bu konu üzerinde kişisel düşüncelerimi belirtmeden önce, soykırım kampanyası ile ilgili yaşanan bir takım yeni ve önemli gelişmeleri paylaşmak istiyorum. 10 Ekim Salı günü saat 14.00 te Hollanda’nın Enschede şehrinde bir basın toplantısı düzenlenecek. Basın toplantısının ingilizce davet metnini türkçeye çevirip aktarıyorum :
“Osmanlı İmparatorluğu’nun 1915 soykırımı sadece Ermenilere yönelik miydi, yoksa Süryaniler’i de içeriyor muydu?
Süryani tarihinin en karanlık sayfalarından birisi “Kılıcın Yılı” olarak bilinen ve Osmanlı egemenliği altında yaşayan Süryani nüfusunun üçte ikisini ilgilendiren 1915 Seyfo Soykırımı’dır.
750.000′in üzerinde Süryani Hristiyan’a Osmanlı İmparatorluğu’nun eliyle 1915 yılında uygulanan soykırım dünya tarafından unutulmuştur. Bu soykırımın acısı hala Süryani halkının üzerinde kara bir gölgedir. Türkiye I. Dünya Savaşı sırasında yaşanan bu büyük soykırımın sorumluluğunu reddetmeye ve kınamaya devam ettiği sürece, bu acı ve ızdırap Süryani Hristiyanların kollektif bilincinde yaşamaya devam edecektir.
Hollanda’da bizler Süryani Soykırımı hakkında ne biliyoruz ve neden Osmanlı tarihinin bu kayıp fasılı hakkında konuşmuyoruz?
Neden Türkiye’nin tabu konusu hakkında Hollanda’da serbestçe konuşabilmeliyiz?
Seyfo Center”
Seyfo Süryanice “Kılıç” anlamına geliyor ve tarih boyunca kılıçtan geçirilerek yok edilmeyi sembolize etmek maksadı ile soykırım anlamında kullanılıyor. Seyfo Center aşağıdaki örgütlerden meydana geliyor:
- Assyrian Democratic Organisation (ADO) – Abroad sections
- Assyrian Democratic Movement (ADM) – Europe
- Assyrian Liberation Party (GFA)
- Assyrian American National Federation (AANF)
- Assyrian Federation in Sweden (ARS)
- Assyrian Federation in Europe (ZAVD)
- Tur Abdin Federation in Holland
- Assyrische Jongeren Federatie in Holland
- Fédération des Assyro-chaldéens de France
- Assyrian Society of the United Kingdom
- Institut Assyrien d’Europe (INASE) – Bruxelles
- Diözesanrat der Syrisch – Orthodoxen Kirche von Antiochien in Deutschland
- Centre Culturel de la Tour de Babel – Bruxelles
- Assyrische Gemeenschap – Mechelen
- Ninive Kultureel sportief ontmoetingscentrum- Antwerpen
Süryani Soykırımı Hollanda’nın En Büyük TV Kanalında
Hollanda’da düzenlenecek Seyfo Center Basın toplantısından bir gün önce, Hollanda’nın en büyük TV kanallarından Naderland 2, Türklerin yapmış olduğu Süryani Soykırımı ile ilgili bir belgesel yayınlayacak. Program, 9 Ekim, pazartesi gunu saat 19.25 te “DE ASSYRISCHE KWESTI” adıyla gosterilecek. Hollanda TV 2′nin programında Asuri-Süryanilerin durumu ele alınacak ve Sabri Atman’la yapılan bir söyleşi de yer alacak.
Uluslararası Süryani Kongresi : Musul’u Bize Verin!..
“The Crimson Field” kitabının yazarı Rosie Malek şöyle diyor : “Bu gün Ortadoğu etnik olarak dengelenmek zorundadır. Ortadoğu’da bir yahudi, bir arap devleti olduğu gibi Hristiyan bir devlete de ihtiyaç duyulmaktadır.”
Uluslararası Süryani Kongresi’nin 9 Mayıs 2005 tarihinde Başkan Bush’a gönderdiği mektupta, Ortadoğu’da Hristiyan devletin daha somutlaşmış ifadesini görmek mümkün.
Bu mektupta, Saddam Hüseyin dönemi baskıları ve Irak Savaşı sonrası Kürtlerin uygulamalarından bahsedildikten sonra, ABD Başkanı Bush’tan, Federal Irak Devleti bünyesinde Musul’da bağımsız bir Süryani-Hristiyan otonomisi kurulması için açık destek isteniyor.
Seyfo Center’ın önde gelen isimlerinden Sabri Atman, Londra’da düzenlenen “Seyfo Konferansı”nın ardından, İngiliz Parlamentosu’nda Türkiye’nin Süryani Soykırımı üzerine bir konuşma yapıyor.
“…Henüz 90 yıl önce, 1915 yılında, yaklaşık olarak Süryanilerin üçte ikisi Osmanlı İmparatorluğu’nun ellerinde katledilmiştir. Süryanilerin anayurdunda yapılan katliamın ardından, kardeşlerimizin kalplerindeki hudutsuz acı ve çocuklarımızın gözlerindeki korkuya rağmen, 90 yıl sonra ulusumunuz üçte ikisini yok eden hain soykırıma ve katliamlara karşı başkaldırmaya başladık
…Süryani toplumu bu gün soykırımın tanınması ve soykırım kurbanlarından özür dilenmesini ve bunun Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı için ön koşul haline getirilmesini istiyoruz.”
Konuşmanın ardından İngiliz Parlamentosu’ndaki toplantıyı yöneten, ve oturumu açan ve kapatan Ingiliz milletvekili Steven Pound’un şu sözleri ayakta alkışlanır: “güneş ışığı dünyamızı aydınlattığı sürece, Seyfo üzerine dünyayı aydınlatacağımıza ve Turkiye, Asuri/Süryani ve Ermeni halklarına karşı yaptığı soykırımı kabul edinceye kadar mucadele edeceğimize söz veriyorum” Sabri Ataman bu toplantıdan sonraki hedefini açıkça ortaya koyuyor : “Şimdi hedefimiz Avrupa Parlamentosu’dur..”
Sabri Atman, Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Mezopotamya Kültür Derneği’nin düzenlediği “Süryani Soykırımı Konferansı” konuşmuş, Türklerin 600bin Süryani’yi katlettiğini, Türkiye toplumunun 90 yıldır şovenizm ile zehirlendiğini, Türk toplumunun terapiye ihtiyacı olduğunu ve Süryaniler’den özür dilemeleri gerektiğini söylemiştir. Fransa’nın Sarsel kasabası’na 2 ay önce Süryani Soykırımı anıtı diktiğini hatırlatan Sabri Atman, konuşmasını şu sözlerle bitirmiştir:
“Yakın bir gelecekte birçok Avrupa ülke parlamentosu ve kurumu Asur-Süryani soykırımını konuşacak ve kararlar alacaktır. Fransa başta olmak üzere İsveç, Avusturya, Almanya ve Hollanda’da Asuri-Süryani soykırım mağdurları anısına birçok anıt dikilecektir. Fakat dikilecek anıtların en anlamlısı da Van, Hakkari ve Diyarbakır’da dikilecek anıtlar olacaktır. Bir gün gelecek ve onlara da sıra gelecektir.”
Aynı Sabri Atman, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e 29 Ekim 2005 tarihinde yazdığı mektupta Avrupa Birliği’ne üyelik aldatmacasının hangi amaca hizmet ettiğini sözleri ile açıkça ortaya koymaktadır:
“Sayın Gül, yapacağınız özürün sadece bize değil; aynı zamanda size de bir çok faydası olacaktır. Aksi halde Türkiye’nin 1915 zihniyetinden vazgeçtiğininin ölçütü ne olacaktır? Avrupa Birliğine girmek isteyen, medeni, modern ve demokratik bir ülkeye yakışan, yakın geçmişinde yaptığı soykırımı inkar etmekmi yoksa yaptığını kabul edip yakın geçmişiyle hesaplaşmakmı dır? Musaade buyurunuz ki şunu açık bir dille aktarayım. Sizler inkar ederek 1915 Soykırımının utancından kurtulamazsınız!”
Süryanilerin talepleri 1. Dünya Savaşı ile de sınırlı değil. Easternstar isimli haber ajansına yazan Dikran Ego, 80′lerden sonra Güneydoğu Anadolu’da cereyan eden terör olayları sırasında hem Kürtlerin hem de Türklerin, Süryani köylerine baskı uyguladıkları, buna karşılık Süryanilerin Suriye ve Avrupa’ya göçe zorlandığını yazıyor. Bu makalede Süryanilere ait mülklerin devlet hazinesine aktarıldığı, Türk Devleti’nin Süryani mülkünü yağmaladığı anlatılıyor. Türkiye’nin yaptıkları Nazi Almanyası’nın Yahudilere yaptıkları ile özdeşleştiriliyor ve Avrupa Birliği üyeliği yolunda Türkiye’ye “çaldığı” toprakları gerçek sahiplerine iade etmesi gerektiği hakkında öğüt veriliyor.
William Warda’nın 11 Ocak 2006 tarihli makalesine göre, Balkan Savaşları’ndaki kayıplardan sonra topraklarındaki Hristiyanlara kasteden Türkler, 750binden fazla Süryani, 1 milyondan fazla Ermeni ve sayısı belirsiz Yunanlı’yı sistematik olarak katletmiştir. Evlerinden zorunlu olarak çöllere sürülen hristiyanlar psikolojik ve fiziki işkence ve açlık sonucu katledilmiştir.
Özetle, genel manzaradan anlaşıldığı üzere Ermeni soykırımı ile başedelim derken şimdi bir de Süryani soykırımı suçlaması ile karşı karşıyayız. Helen soykırımı iddialarının ise eli kulağında. Bu soykırım suçlamalarının başına “sözde” kelimesini ekliyor olmamız, çabalarımızın bundan öteye geçememesi kafamızı kuma gömmek anlamına geliyor. Bu süreçte Türk yurttaşları olarak hepimize görevler düşüyor. Bu yazının ikinci bölümünde, soykırım kampanyalarının gerçek hedefinin ne olduğu üzerinde durmaya çalışacağız.
Son söz olarak, 25 yılda fazla Norveç’te yaşamış Eser Afacan isimli ressamın Hürriyet gazetesine gönderdiği mektuptan bir alıntı yapalım:
“7 sülalem Süryani’dir. Hayatımda, Süryanilere soykırım yapıldığını ilk defa duyuyorum. Kendi sülalemden de böyle bir şikáyet hiç duymadım. Şayet bu adamlar Süryanilere soykırım oldu diyorlarsa, o zaman artık yüzde yüz eminim ki Ermeni soykırımı da uydurma….. Benim sülalem Mardin’in ileri gelen papazlarıdır. Süryanilere ne olduğunu onlardan iyi kimse bilemez. Mardin manastırının baş papazıdır dedem. Ve halen mezarı bir sandalyede oturmuş olarak korunmaktadır, kutsal olduğu için. Süryanilere soykırım olup olmadığını bize sorsunlar. O soranların suratına tükürmesini biliriz.”